Türk Müziğinde Çağdaşlaşma
Çağdaşlaşma, çağdaş düşünce ve davranış yöntemlerinin benimsenmesi ve uygulanması demek olmalı. Bu tanımlamadan yola çıkarsak, müzik alanında bu ne sadece çokseslilik demektir, ne orkestra kullanmaktır, ne de yabancı müzik yapmaktır. Çağdaşlaşma salt müzik sanatına yaklaşmada değil, sanat sorununa, giderek insan sorununa, başka bir deyişle insanın dününe ve yarınına, insanı bugüne getiren bütün sorunlara bakmadaki anlayışın çağdaşlaşması demektir.
Türk müziğinde çağdaşlaşma konusu ele alınacaksa eğer, yukarıdaki tanımlamaya göre vardığımız düzeyin değil, aldığımız yönün ne olduğunu saptamalıyız. Yön araştırması yaparken nitelik ön planda olacaktır. Kendi geleneksel sanatından yararlanmayan sanatçı yoktur. Dolaylı ya da dolaysız beşikten başlar bu yararlanma. Atalarımızın kendilerine ve sanatlarına bir tür bakış açıları vardır ki gerçek nedenleri üzerinde düşünmek gerek. Bu bakış açısı Doğu sanatının ve düşüncesinin hem yüceliği hem sonu olmuştur. Eski sanatçılarımız ne yapıtlarıyla, ne ünleriyle, ne müzikleriyle, ne albümleriyle gelecek kuşakları ezmek istemedikleri için ürünlerini kalıcı bir şekilde saptamayı bile akıllarından geçirmediler. Özellikle müzik duymaya dayanan sanat en uygundu bu davranışa. Bu davranış, her adımıyla yarını etkilemek isteyen Rönesans’tan sonraki Batı sanatçısının tam tersidir. Ne var ki Batı sanatçısı sadece müzikleriyle değil, düşüncesiyle de yüzyılları zorlayınca sanatın önünde kopmadan uzayan yol binlerce bölündü.
Artık Doğu sanatı yapmıyoruz, bugünün genişlemiş ve değişken dünyasında eskisi gibi davranmamıza olanak yok artık. Türk sanatçısı saklanabilen değerler üretmek zorunda. Bu üretimin birinci silahı “sözcük”tür. Kağıda geçirilen, radyodan, televizyondan haykırılan, kürsülerde, seminerlerde üretilen, kitaplıklarda biriken sözcük. Geleneksel sanatımız, müziğimiz, şarkılarımız, günlük yaşantımıza girmiyorsa, hiç değilse sözcük olarak ussal yaklaşımımızla, dünkü değil bugünkü çabalarımızla girmeli. Bir başka deyişle çağdaş müzik anlayışımıza klasik sayabileceğimiz değerlendirmeler katılabilmeli.
Çağdaş Türk müzik okulunun doğuşunu sağlamış olan sözler, başka her türlü yorumu gereksiz kılan sözler. Daha sonra Türk müziği başka bir çağdaşlık yoluna daha giriyor. Ankara Devlet Konservatuarı açılıyor. Müzik sanatı yandaş sanatlarla, sahne sanatlarıyla, operayla beslenmedikçe çağdaş müzik yolunda tam olgunluğa erişemezdi.
1955’lere gelindiğine bir üçüncü kuşak besteci ilk adımını atıyor sahneye. Yeniden “yurt renkleri” ne yönelim vardır ya da Türk ritminin özüne varmak isteyen bir soyutlama, senfoniler, operalar, melodiler, şarkıların kullanıldığı müzikler çağdaş Türk müziğini dünya arenasına atıvermiştir. Türk toplumu bütünüyle bu müziğe yaklaşamıyor denilse de bu, bestecilerin elinde olan bir şey değil ki. Belki altyapı oluşmadan üstyapının oluşmuş olmasıdır sorun. Bu ise bir çok konuda Türk toplumunun yazgısı olmuştur. Kuşaklar arasında, sessiz, polemiksiz, anlayışlı bir müzik eleştirisi, daha açık ve güvenilir bir diyaloga dönüşecektir müzik kültürümüz.
Gene de bir sürü yapıtlar, oda müziği yapıtları, konçertolar, senfoniler, piyano parçaları çıktı ortaya. Bütün bunlarda Türk halk müziği motifleri, ritimleri, ağır bölümlerde genellikle geleneksel müziğimizin uzun çizgileri, son bölümlerde Karadeniz kemençesinin dörtlü armoniler içerisinde kıvrak ezgileri yaşar. Bazıları Türk müziği makamlarının daha köklü armonileşmesi için araştırmalar yaptılar. Evrensel bir dil doğmuş ve özgün bir anlatım etkisi yapmaktaydı müzikte. Bundan da önemlisi Türk müzik tarihinde gel git içinde olan , kuşaklara görüş, anlayış ve anlatım özgürlüğü tanıyan bir müzik anlayışı, sanat akımları doğmuştu.


